Popüler Makaleler
SON YAZILAR

30 Mayıs 2010 Pazar

İnternet Pazarının Dinamikleri

Bugünlerin tartışmasız hizmet srektörü lideri internet. Farkında olacağınız üzere sadece bununla da yetinmemeye başladı. Evlerimizden içeride sanki saklanan bir casus gibi; ne istediğimizi çok iyi bilen bir casus! Peki bu nasıl oldu? İnternet nasıl hayatımızın bir vazgeçilmezi oldu. Bir kulvarda dans ederken nasıl oldu da tüm sektörlere sıçradı ve hatta bununla yetinmeyip, onları kontrolü altına aldı...
İnternetin patronları viskilerinden birer yudum daha alırlarken gelin bizde daha önce hiç sormadığımız bu soruyu -bizden uzak tutulan gerçekliği- inceleyelim. İşin içinde neler varmış, farkına varalım...


WORLD WIDE WEB? WILD WILD WEB?

Hayatımızda hafızamızdan çıkmayacak basit kelimeler ya da benzeri sesler vardır. Bunlar alo, evet, hayır, selam, hey vb. şeklinde sıralanıyor. Peki ya www?, com?, net?, org? İnsanların kısa ses kalıplarını hızlıca hafızaları yerleştirdiği bilimsel bir gerçek. "www" için bir komplo teorisi sayılmayacak başlangıç yapalım. Kısa, öz, herhangi bir başka bağlantı kurulamayan bir ses serisi. ondan sonra gelen nokta ne olursa olsun, sizi korkutmayan ya da kötü bir şey yapıyormuşsunuz hissine kaptırmayan... Buna pazarlamada "tost methodu" da denir. Pazarlanması gereken nesneye korkuyla yaklaşılmaması için direnci kırmak adına ilgili olması gerekmeyen olumlu bir anlam konuşmaya kazandırılır. İşte bu noktada kapımızdan buyur ettik www'yi.. Basit gibi görünse de bir düşünün. "0535"-"0532"-"0212" ve "0900" ön kodlu numaralara yüklenen anlamları. Beyler-bayanlar bu www üzerine imaj yaratılmaması için özellikle iyi idare edilmiştir. Bir xxx imajını yükleseniz dahi bu www'nin özüne dahil olmayacaktır; göreceksiniz.
Peki iyi güzel de, evimizden, ofisimizden içeri buyur ettik interneti. Peki bu ivmeyi hangi dinamikler destekledi? Buna gücü kazandıran ne oldu? Bu kompleks yapıyı incelememizi engelleyen gelişmeler neler? İnternet aslında çok da yakından bildiğiniz hangi sektörleri yuttu? ... ve arkadaşlarınızla olan ilişkiniz için, bir yetkili mi tuttunuz?
Bu bu sorularımızında yanıtlarına geçmeden evvel, şu an şurada şu makaleyi okuduğunuzu hatırlatmam gerek. lakin teslim olmadığınızı kabullenmemiş iseniz bu size iyi gelecektir.



HEPİMİZ BİRER ROBIN HOOD KARAKTERİYİZ!

O ilk zamanları hepiniz hatırlayacaktır. Ne olduğunu tam çözemesek de kafamızda geleceğin lideri olacağı inancı çoktan yüklenmişti. Bu nasıl mı sağlandı? İletişimle! Şimdi biraz eskilerdeymiş gibi düşünelim. Graham Bell, telefonu yeni icat etmiş olsun. Konuşmak istenilen sesin kulağınıza ilk kez nasıl geldiğini -gelebileceğini- hayal edin. Gözlerinizin yaşaracağına eminim. Uzaylıların biryerlerde saklı tutulduğuna ve bunun da onların teknolojisinden alınmış olabileceğine de bahse girerim; çünkü böyle derdiniz...
Toplumlar hızlı değişimlere hazır değildir. Bunun hız ile orantılı olarak bir sindirim süreci vardır. Ne yani zamanından çok önce bazı şeyler yapılamaz mıydı? Unutmayınız ki bir üretici, yeni pazarlayacağı ürünün bir üst modelini her zaman çekmecisinde saklar. Bu tedbir sadece yenilik üretemeyeceği için değil, aynı zamanda toplumu adapte etmekle de ilgilidir.
İletişim demiştik. Peki neydi bu iletişim? Yıllarca bizim paralarımızı cepleyen kişilere karşı sergilediğimiz ilk Robin Hood maskemiz olacaktı. İçten içe hırslı, ama bunu sadece orada yaşayan. Başka hiçbirşeye yansıtmayan. Şüphesiz ki chat "sms"leşmekten daha keyifliydi. Başka bir keyifli yanı ise dünyanın sadece sizden ibaret olmadığını farketmekti. Konuşulaiblecek onlarca kişi vardı. Tanışılabilecek onlarca insan. Dünyanın bir diğer ucunda o dakika görüşebilme imkanı, yeni peygamberin, yeni mucizesiydi. Bu metafor yanlış anlaşılmak istenilebilse dahi, yapılan basit bir iş değildi.
Şu an bunu düşünen adamın hayatı boyunca başka birşey düşünmesine gerek kalmayabileceği sanırım durumun özetini bize çok çıplak bir şekilde özetliyor.
Peki sadece bu muydu Robin Hood karakteriyle masalsı bir dünyaya akışımız? Elbette değildi, indirilen onlarca müzik-video gibi medya paylaşımını düşünsenize bir kere... Zamanın milyoner olma mesleği olan ses sanatçılığı çöktü. Belki de baştan beri olması gereken, konserlerle para kazanılma yolu en doğrusuydu. Burada eser hakkının çalındığı düşünülse de gerçekten onu hakedip haketmediği hiç tartışıldı mı bugüne kadar? Tabi bu konumuzdan farklı bir yönde. Bu konuya da değiniriz.
Peki sadece bu kadarıyla yetinildi mi? Hayır elbette, bugün de bilindiği gibi vizyona giren filmler akşamında internete düşüyor. Binlerce film için altyazı servisi veren ve çok iyi çalışan siteler var. Gazeteler, kitaplar, dergiler; kopyalanıyor; satılması güç bir pozisyonda.. Yani medya sektörünü tümden yuttuğu söylenebilir. Artık her kanal internetten de yayın yapmaya başladı. Kısaca internet en büyük rakibini, iletişimle ilgili ne varsa yedi ve bitirdi!

İNTERNET BAHÇESİNDE GÜNEŞLENEN, HAVA ALAN KONU MANKENLERİYİZ!

Gerçek şu ki Facebook ve önceleri ve nitekim de sonraları, arkadaşlıklarımızı satın aldılar gizlice. Bize herşeyi bilen ve gören biriymiş gibi yaklaştılar. Sırtımızı dayadığımız sırada, belki de hiç de ihtiyacımız olmayan ilkokul arkadaşlarımızı bize sundular. Değişmişliğimizi bilmemizin başka bir boyutu vardı. Psikolojimize sen neydin ve ne olduğunu soktular.
Bu bugünde arkadaşlarımızı yenileriyle değiştireceğimiz manasından daha korkutucu değildi. Lakin bunu yiyen bilinçaltı oldu. Okuduğumuz okullardan, gittiğimiz yerlere kadar, hep onun için çalıştık. Hep uzaktan izlemeye mahkum edildik. Bu pahalı bir ajanın verebileceği hizmetti. Lakin unuttuğumuz buna ne kadar ihtiyacımız olduğuydu. Gençler durumlarında ilişkileri olup-olmadığını belirtirken belki de ileride kötü gülümsemelerle anacakları işler yapmadılar mı?
Bir de hiç bu çembere katılmayanlar oldu. Ama insanın bir huyu varmış gibi aşılanır herkese: Merak! Aslında insan merak etmez, meraka bırakılır, teşvik edilir. Bu da oynan güzel oyunlardan biriydi. Kısaca "ya içindesindir çemberin, ya dışında" sendromu yaratıldı ve bugünlere geldik.

Bugünlerde artık içine herşeyi alan gerçek bir dünya. Bu kadar güçlü bir yapıya karşı gelmek sizlere zor gelecektir. Lakin bildiğiniz yollardan uzaklaşmamanızda fayda olduğunu hatırlatalım. Şu an ben dahi bu yazıyı yazarken yukarıdakilerle nasıl ironik bir ilişkim olduğuna hayret ediyorum.
Okan'ın da söylediği gibi "aslında hayat sokakta.."

Tadını çıkartınız efendim. İyi Günler!
DEVAMI...

06 Mart 2010 Cumartesi

ELİMİZDEKİ DÜNYA



Hayatımızda birçok fırsatla karşılaşıyor, bunların bazılarını görüyor ve bu gördüklerimizin bazılarını fırsata çevirebiliyoruz. Sonuca varırken karar yönündeki algımızı birçok etken değiştirip geliştirebiliyor. Bu kavrayış çerçevisinde, bakış açımızı nasıl daha pozitife çekebilir, karşımıza çıkan herhangi bir şeyi nasıl fırsata çevirebiliriz?

İnternet kullanımının yaygınlaştığı yılları hepimiz hatırlatırız. İnternetin yeni bir iletişim aracı olacağı ortadaydı. Fakat birçok kötü özelliğinin üzerinde durularak internet gizliden gizliye yasakların merkezi ilan ediliyordu. Bilinmez tabi, belki de bir pazarlama stratejisiydi bu. Ama ortada olan genç -yeni- neslin internete kaydığıydı. Yine o zamanların genç nesillerinden kabul edilenlerden şu anın bazı orta yaşlı milyonerleri havayı iyi koklamayı becerenlerdi...
Google 1998 yılında, Larry Page ve Sergey Brin tarafından kredi alınarak kuruldu. Bir riskti elbette. Ama onlar bunu başarıya çevirdiler. Günümüzde 4 milyarın üzerinde siteye tarama gerçekleştiren, günlük milyonlarca kullanıcısının ziyaret ettiği bir yer haline geldi. ve sadece .com uzantılı adının değeri 8.3 trilyon abd doları. Dünyanın ve ülkesi ABD' nin en çok tıklanan sitesi konumunda. Hayallerin çok ötesinde elbette... Ama iş ileriyi görmekte ve ona yatırımı doğru risklerle alabilmekte...
Peki Google' ın kurulumunu incelediğimizde detay nerede saklı sorusunu soralım kendimize. Detay şu: herkesin kullanabileceği bir şeyi hayal etmek ve onu üretmek...
Bunu büyük bir vizyon olarak değerlendirebilirsiniz ama aslında en temel olan şey bu. Bu yazıyı okuyorsanız eğer sırrı merak ediyorsunuz. Sır, olmayacak gibi gözükebilen çok basit iki doğruyu birleştirmekte. Sır, uçabilmekte.
Hala genç olan başka bir milyoneri inceleyelim. İnternet dünyasının son akıllı çocuğu: Mark Zuckerberg! Kendisi Facebook' un kurucusu. Hikayesi çok tanıdık olduğundan hiç açmayacağım. Dünyanın en çok tıklanan 4. web sitesi. ABD' de ise 3. sırada yer alıyor. Değeri 5 trilyon abd doları. çıkış noktası ise "yine aynı". Arkadaşlarının konuşabileceği bir portal yaratmak istiyor. Açığı görüp dünyanın buna ihtiyacı olduğunu görüyor ve bunu gerçekleştiriyor. Sır' ın hala uçmak olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Elbette sadece sırlar yeterli olmuyor bu kavrayışı pozitife çevirmeye... Bu tarz şeylerde ilk olanlar sadece sıyrılıyor gibi gözüküyor. Realist bir bakış açısı, daha öz ama daha net veriler istiyor. Şimdi de o şekilde bir inceleme yapalım.
Günümüzde birçok kişi internetten küçük pazarlama siteleri kuruyor. Toptantıcısı ile anlaşıp satış yapanlar, depo ve satış elemanı gibi ek giderler olmadan satışını gerçekleştiriyor. Başarılı olanların gelirleri bir kaç bin türk lirası. Ayrıca satış sonrası hizmeti de toptancının verdiğini hatırlatalım.
Bu örneğe benzer bir örneği de internet ortamından bağımsız olarak verelim. Çeşitli ürünler satan (kozmetik, vs.) bir firma sizin çevrenizi kullanarak sizin kar etmenizi sağlıyor. Siz eşiniz dostunuza mal satıyorsunuz ve bunun üzerinden maaşsız olarak pirim alıyorsunuz. Bu pirim siz firmaya satıcı kişi sattığınız anda da yükseliyor. Son yılların en büyük pazarlama şekillerinden biriydi bu. Bunlar her ne kadar kaderinizi kendi ellerinize bırakmışsınız gibi gözükse de elde edebileceğiniz alternatif olanaklar. Bilinmiyor olması sizin suçunuz değil elbette. Kaçırdığınız bir fırsat.

Bir diğer konuda ekonomiye olan bakış açısı. Bir çok kişi ekonomik faaliyetlerin geçerli olduğu ticareti iyi anlamış durumda değil. Ticaretin siyaseti olmuyor, dini-dili-ırkı olmuyor. Başarabiliyorsanız ürününüzü satabiliyorsunuz. Temel olarak bilinmesi en temel olan şey x bir şeyin satılabilecek olduğu gerçeği. Mesele bunu satmak. İşte bu noktada insanlar yanılgıya düşüyor. Kendilerince yaptıkları hesaplarda bu iş tutmaz deniyor. Bunun temel sebebi kişinin kendini o konuda yetersiz hissetmesi. Çözümü nedir?
Elinizde olan ürünü çok iyi bir şekilde tanıyın. Şunları kesinlikle bilin:
- Nerede yapılıyor?
- Üretim sürecinde nasıl işlemlerden geçiyor?
- Hammadesi nedir?
- İşçilik ve emek değeri nedir?
- Piyasadaki pazarı (satılabilirliği) ne kadar?
- Bu ürünün düğer üreticileri kim?
- Ürününüz ile benzerleri arasındaki fiyat ilişkisi nedir?
- Ürününüzü diğer ürünlerden ayıran bir özellik var mı?
Bu soruları cevaplayabildiğiniz sürece alıcı olarak tanımladığınız tüketiciyi elinizde tutmuş olursunuz. Unutmayınız ki yukarıdaki sorulara vereceğiniz cevaplar ne kadar net ve hatta ne kadar pozitif ise o ürünü o yüzdelik değerle satmış sayılırsınız.

Kendinize güvenin ve hayallerinize gerçekleşmeyecek gözüyle bakmaktan vazgeçin!

Yiğit KIRCA
DEVAMI...

REKLAM

EKO TIMES, Haziran 2010' a kadar reklamlarınızı ücretsiz* yayınlıyor!

Buradaki temel amaç kalitemizi paylaşmak. Doalyısıyla HKarşılıklı bir anlaşma sürecinde reklam veren kişi veya kurumdan tek beklenti bizimde tanıtıcı bir banner' ımızı sitesine eklemesi.

Karşılıklı şartları değerlendirmek ve görüşmek için aşağıdaki bağlantı yollarından bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Bunun dışında EKO TIMES dolaylı iş ortaklarından olan google adsense ile çalışmaktadır. Belirlenen tarih sonuna kadar anlaşma yenilenmeyeceğinden google adsense bannerlarının bulunduğu yerler için başvuruda bulunabilirsiniz.

Sitemize bağışta da bulunabilirsiniz. Yine Haziran 2010' a kadar açık bir donate linki vermeyeceğiz. Yine de bağışta bulunmak isterseniz bizimle aşağıdaki iletişim yollarından bizimle bağlantı kurabilirsiniz.

EKO TIMES' ın reklam verenler veya bağış yapanlar da dahil olmak üzere hiçbir kişi ya da kurumla ilişkisi yoktur. Kendi içerisinde kuralları vardır. Bunlar iletişime geçtikten sonra şartnamede belirtilir.
DEVAMI...

Yiğit Kırca

Yiğit Kırca, 1988 İstanbul doğumlu.

Saint Benoit Fransız Lisesi' ninden mezun oldu. Şu an Fransa' da, Montpellier 1 Üniversitesi, Economie & Gestion bölümünde eğitimine devam etmektedir.

Sitede hem yazarlık hem editörlük görevlerini yürütmektedir.

Kendisini ekonomiyi aşağıdaki gibi açıklamaktadır:

"Hayatımızda yapmış, yapmakta ya da yapacak olduğumuz herşey aslında bir yatırımdır. Bir arkadaşla tanışmak, onunla görüşmek veyahut bir yemek pişirmek... Karşılığında birşeyler bekleriz. Bu beklenti elbette her zaman farkındalık boyutunda gerçekleşmeyebilir. Yani bilinçsiz şekilde cereyan edebilir. Ama bu bizim ona karşı beklentimizin olmadığı anlamına gelmez.
Arz-talep denklemine yerleştirebileceğimiz hareketlerimizin bir yatırım olması aynı zamanda yanında başka bir şeyi daha sürükler: risk! Her yatırım risk taşır. Mantıklı olan seçim, riskin en aza indirgenmiş halli olanıdır.
Ne var ki bazen bu risklerin kazançları da daha büyük olabilir. Burada bu riski almak aptallık değil, aksine akıllılıktır.
Her ne var ki bütün bunlar da kendi içinde çelişki yaşayabilir bazen. Aslında çelişmez de bize öyle gelir. Kısaca anlayamayabiliriz bazen: hayat gibi! İşte ekonomi budur; hayattır!"
DEVAMI...
Creative Commons License