Bugünlerin tartışmasız hizmet srektörü lideri internet. Farkında olacağınız üzere sadece bununla da yetinmemeye başladı. Evlerimizden içeride sanki saklanan bir casus gibi; ne istediğimizi çok iyi bilen bir casus! Peki bu nasıl oldu? İnternet nasıl hayatımızın bir vazgeçilmezi oldu. Bir kulvarda dans ederken nasıl oldu da tüm sektörlere sıçradı ve hatta bununla yetinmeyip, onları kontrolü altına aldı...İnternetin patronları viskilerinden birer yudum daha alırlarken gelin bizde daha önce hiç sormadığımız bu soruyu -bizden uzak tutulan gerçekliği- inceleyelim. İşin içinde neler varmış, farkına varalım...
Hayatımızda hafızamızdan çıkmayacak basit kelimeler ya da benzeri sesler vardır. Bunlar alo, evet, hayır, selam, hey vb. şeklinde sıralanıyor. Peki ya www?, com?, net?, org? İnsanların kısa ses kalıplarını hızlıca hafızaları yerleştirdiği bilimsel bir gerçek. "www" için bir komplo teorisi sayılmayacak başlangıç yapalım. Kısa, öz, herhangi bir başka bağlantı kurulamayan bir ses serisi. ondan sonra gelen nokta ne olursa olsun, sizi korkutmayan ya da kötü bir şey yapıyormuşsunuz hissine kaptırmayan... Buna pazarlamada "tost methodu" da denir. Pazarlanması gereken nesneye korkuyla yaklaşılmaması için direnci kırmak adına ilgili olması gerekmeyen olumlu bir anlam konuşmaya kazandırılır. İşte bu noktada kapımızdan buyur ettik www'yi.. Basit gibi görünse de bir düşünün. "0535"-"0532"-"0212" ve "0900" ön kodlu numaralara yüklenen anlamları. Beyler-bayanlar bu www üzerine imaj yaratılmaması için özellikle iyi idare edilmiştir. Bir xxx imajını yükleseniz dahi bu www'nin özüne dahil olmayacaktır; göreceksiniz.
Peki iyi güzel de, evimizden, ofisimizden içeri buyur ettik interneti. Peki bu ivmeyi hangi dinamikler destekledi? Buna gücü kazandıran ne oldu? Bu kompleks yapıyı incelememizi engelleyen gelişmeler neler? İnternet aslında çok da yakından bildiğiniz hangi sektörleri yuttu? ... ve arkadaşlarınızla olan ilişkiniz için, bir yetkili mi tuttunuz?Bu bu sorularımızında yanıtlarına geçmeden evvel, şu an şurada şu makaleyi okuduğunuzu hatırlatmam gerek. lakin teslim olmadığınızı kabullenmemiş iseniz bu size iyi gelecektir.
HEPİMİZ BİRER ROBIN HOOD KARAKTERİYİZ!
O ilk zamanları hepiniz hatırlayacaktır. Ne olduğunu tam çözemesek de kafamızda geleceğin lideri olacağı inancı çoktan yüklenmişti. Bu nasıl mı sağlandı? İletişimle! Şimdi biraz eskilerdeymiş gibi düşünelim. Graham Bell, telefonu yeni icat etmiş olsun. Konuşmak istenilen sesin kulağınıza ilk kez nasıl geldiğini -gelebileceğini- hayal edin. Gözlerinizin yaşaracağına eminim. Uzaylıların biryerlerde saklı tutulduğuna ve bunun da onların teknolojisinden alınmış olabileceğine de bahse girerim; çünkü böyle derdiniz...
Toplumlar hızlı değişimlere hazır değildir. Bunun hız ile orantılı olarak bir sindirim süreci vardır. Ne yani zamanından çok önce bazı şeyler yapılamaz mıydı? Unutmayınız ki bir üretici, yeni pazarlayacağı ürünün bir üst modelini her zaman çekmecisinde saklar. Bu tedbir sadece yenilik üretemeyeceği için değil, aynı zamanda toplumu adapte etmekle de ilgilidir.
İletişim demiştik. Peki neydi bu iletişim? Yıllarca bizim paralarımızı cepleyen kişilere karşı sergilediğimiz ilk Robin Hood maskemiz olacaktı. İçten içe hırslı, ama bunu sadece orada yaşayan. Başka hiçbirşeye yansıtmayan. Şüphesiz ki chat "sms"leşmekten daha keyifliydi. Başka bir keyifli yanı ise dünyanın sadece sizden ibaret olmadığını farketmekti. Konuşulaiblecek onlarca kişi vardı. Tanışılabilecek onlarca insan. Dünyanın bir diğer ucunda o dakika görüşebilme imkanı, yeni peygamberin, yeni mucizesiydi. Bu metafor yanlış anlaşılmak istenilebilse dahi, yapılan basit bir iş değildi.Şu an bunu düşünen adamın hayatı boyunca başka birşey düşünmesine gerek kalmayabileceği sanırım durumun özetini bize çok çıplak bir şekilde özetliyor.
Peki sadece bu muydu Robin Hood karakteriyle masalsı bir dünyaya akışımız?
Elbette değildi, indirilen onlarca müzik-video gibi medya paylaşımını düşünsenize bir kere... Zamanın milyoner olma mesleği olan ses sanatçılığı çöktü. Belki de baştan beri olması gereken, konserlerle para kazanılma yolu en doğrusuydu. Burada eser hakkının çalındığı düşünülse de gerçekten onu hakedip haketmediği hiç tartışıldı mı bugüne kadar? Tabi bu konumuzdan farklı bir yönde. Bu konuya da değiniriz.Peki sadece bu kadarıyla yetinildi mi? Hayır elbette, bugün de bilindiği gibi vizyona giren filmler akşamında internete düşüyor. Binlerce film için altyazı servisi veren ve çok iyi çalışan siteler var. Gazeteler, kitaplar, dergiler; kopyalanıyor; satılması güç bir pozisyonda.. Yani medya sektörünü tümden yuttuğu söylenebilir. Artık her kanal internetten de yayın yapmaya başladı. Kısaca internet en büyük rakibini, iletişimle ilgili ne varsa yedi ve bitirdi!
İNTERNET BAHÇESİNDE GÜNEŞLENEN, HAVA ALAN KONU MANKENLERİYİZ!
Gerçek şu ki Facebook ve önceleri ve nitekim de sonraları, arkadaşlıklarımızı satın aldılar gizlice. Bize herşeyi bilen ve gören biriymiş gibi yaklaştılar. Sırtımızı dayadığımız sırada, belki de hiç de ihtiyacımız olmayan ilkokul arkadaşlarımızı bize sundular. Değişmişliğimizi bilmemizin başka bir boyutu vardı. Psikolojimize sen neydin ve ne olduğunu soktular.
Bu bugünde arkadaşlarımızı yenileriyle değiştireceğimiz manasından daha korkutucu değildi. Lakin bunu yiyen bilinçaltı oldu. Okuduğumuz okullardan, gittiğimiz yerlere kadar, hep onun için çalıştık. Hep uzaktan izlemeye mahkum edildik. Bu pahalı bir ajanın verebileceği hizmetti. Lakin unuttuğumuz buna ne kadar ihtiyacımız olduğuydu. Gençler durumlarında ilişkileri olup-olmadığını belirtirken belki de ileride kötü gülümsemelerle anacakları işler yapmadılar mı?Bir de hiç bu çembere katılmayanlar oldu. Ama insanın bir huyu varmış gibi aşılanır herkese: Merak! Aslında insan merak etmez, meraka bırakılır, teşvik edilir. Bu da oynan güzel oyunlardan biriydi. Kısaca "ya içindesindir çemberin, ya dışında" sendromu yaratıldı ve bugünlere geldik.
Bugünlerde artık içine herşeyi alan gerçek bir dünya. Bu kadar güçlü bir yapıya karşı gelmek sizlere zor gelecektir. Lakin bildiğiniz yollardan uzaklaşmamanızda fayda olduğunu hatırlatalım. Şu an ben dahi bu yazıyı yazarken yukarıdakilerle nasıl ironik bir ilişkim olduğuna hayret ediyorum.
Okan'ın da söylediği gibi "aslında hayat sokakta.."
Tadını çıkartınız efendim. İyi Günler!



